|
Çağın hızına ve
ağırlığına dayanabilmek sürekli canlı tutulan melankoliyle mümkün belki
de. “Kendimize baktığımızda tıklım tıklım yalnız olduğumuzu” fark
ettiğimiz anda dışarıdaki kalabalığın anlamsız hareketliğine bir anlam
verebiliriz ancak. Kentin sokaklarından gece gündüz akan binlerce
yalnızlık dolu bedenin “dünya düşmüş üstüne.” Yükleri ağır ama yine de
kentsel akışın hızına ayak uydurmak zorundalar, daha da yabancılaşarak
daha da yalnızlaşarak, kalabalığın ortasında “sonsuz bir şimdi içinde
nefessiz kalarak.”
Geçmişin nostaljik
olmadığı çünkü artık özlemle hatırlanacak, tutunulacak bir şeyin
kalmadığı, her şeyin unutuşa terk edildiği; geleceğin ise mutlu ve
umutlu hayallerden ziyade birikerek katlanarak çoğalan bir yalnızlık
albümüne dönüştüğü bu modern çağın en moda hali aşk’tır.
Kentli insanın yaşam enerjisi aşktır ve hatta aşk acısına olan
yatkınlığıdır. Onu şimdiye hapseden de bu acının peşine düşmesidir.
Gündelik hayatın temposunun giderek hızlanması aşkların da ömrünü
kısaltmıştır, aşk acısının da… Kent hep yeni hikayelerle geçmişten ve
gelecekten koparır bizi; tam da o melankolik şimdiye bağımlı kılar.
Bu yeni kent
hikayelerinin anlatıcılarından birisidir Teoman. Kentli insanın aşk
söyleminin sözcüsüdür. Kent yaşamı aşkı acıya tercüme ederken, Teoman,
yalnızlığına sığınan, aşıkken bile yalnız kalan, dünyadan kaçıp kendi
hikayelerini biriktiren insanı tasvir eder. Dünyanın hikayelerinin
yavanlığından, televizyondan dökülen seslerin ve görüntülerin
birörnekliğinden, artık gerçekleşmeyeceğini fark ettiğimiz ışıltılı
hayallerin sahteliğinden, dergilerdeki aynı kadınlardan/erkeklerden ve
sokaklarda yine onlara benzemeye çalışan acemi taklitlerinden sıkılan
kentli insan kendisini hikayelerine kapatır. “Bir ülkenin bodrum
katındaki kirli savaş”ın televizyondan akan haberiyle uyanan kişinin
midesi bulanır, galiba “dünya tutmuştur” bu kişiyi. Teoman’ın dile
getirdiği modern insan belki de tam bu yüzden hep kendi hikayesine
döner. Kendi hikayesini kentin hikayeleriyle yorumlar.
Başkalarının
hikayelerini dinleyecek zamanı azdır, onlar için de hikayeler uydurur.
Bu yüzden “O’nun hikayesi”ni veya “En Güzel Hikaye”sini anlatır, özenle
dokur, işler ve dünyaya tahammül etmeye çalışır. Kalabalığın içinde
yalnız olan kişinin elinde kalan bir hikayeler koleksiyonudur. Hayat o
kadar hızlanmıştır ki; bir insanı ancak hikaye kahramanı yapacak kadar
tanıyabilir kentli insan, onun hikayesine dahil olacak kadar değil… Walter Benjamin’in o güzel deyişiyle “büyük şehir insanını büyüleyen
aşktır, ama ilk bakışta değil, son bakışta aşk.” Büyülenme anıyla
başlayan ebedi bir elveda bir anlamda. Ve tam da o andan sonra başlayan
hikaye kurma süreci. Köprünün tırabzanlarına tutunan ıslak saçlı kızın
pencere camının buğusuna yazdığı “Hoşça kal” sözcüğünden sonra başlar
hikaye. Bir kar tanesinin ağızda erimesi kadar sürer. Sonra yeni
hikayeler başlar, yeni melankoliler, yeni son bakışta aşklar. Veya
sadece son bakışta hayranlıklar, “daha 17”nin “Elveda zalim dünya”
şarkısının sonuna yetişilmesi gibi mesela veya Kardelen’in elinden uçup
gitmesi yeniden açmasını beklerken veya Papatya’nın nasıl “en sevdiği
filmden sonra kısacık kestirmesi saçlarını ve içmesi ilk sigarasını”
hikayesini dinlerken “içindeki seslerin bastırması diğer sesleri”…
“Yalnızlık asla
dışarıdan doldurulmaya izin vermez, aynı zamanda kendi başına kendinden
kaçıp kurtulmayı da istemez ve beceremez”. Teoman belki de bu çıkmazı
dile getirir şarkılarında. Belki de bu yüzdendir yalnızlık dolu
bedenlere duyulan ihtiyaç: yalnızlığı paylaşmak için değil, yan yana
ayrı ayrı yalnız olmak için. Bir anlamda, bedenin belleğini konuşturuyor
aslında Teoman. Her dokunuşun en derinlere nüfuz eden silinmeyecek izini
bulup çıkarır. Ama bu melankolik bir açığa çıkarıştır çünkü izi bırakan
artık yoktur; geriye kalan buğulu bir anıdır. Bazen ise ne yaparsan yap
acı dinmez çünkü bulduğun iz “En güzel hikaye”nin izidir. Bedene en çok
haz veren ve de en çok kanatan. Ondan sonra zaman ikiye bölünür :
“senden önce senden sonra.” Hikayeleri kesintiye uğratan asıl hikayedir
bu. Bundan sonra anlatılanlar, hep bu hikayeyi yeniden bulabilmek veya
umutsuzca unutmaya çalışmak amacındadır. Fakat “bitmiştir en güzel
hikaye” artık yapılması gereken hikayeler koleksiyonuna yeni hikayeler
ekleyerek, O’nun vücudunun ardından başka vücutları sevmeye çalışmak,
yara izini iyileştirmeye çalışmaktır… Yine kalabalığın içinde yalnız
olma vaktidir, “kalbinin kırıklarını aldırma” vaktidir. Ve yeniden son
bakışta aşklarla, tesadüflere bırakmak gerekir kendini. Kentli aşk bu
döngünün içine sıkışıp kalmıştır, Teoman da işte tam bu melankolik
varoluşun şarkılarının yaratıcısıdır.
Ocak ayında Teoman’ın
yeni kent hikayeleri anlatacağı yeni albümünün de piyasaya çıkacağını
duyurarak, tekrar tekrar melankolik aşklarla büyülenmeyi diliyorum bu
kentli bünyelerimize… ne de olsa “her şey yalnızlıktan”…
Elis simson |